27 Şubat 2016 Cumartesi

İntihar Müziği




Hayır, bohem yaşantı özentisi bir yolculuk değil bu. Ne özgürlüğü arıyoruz yollarda, ne de kaybettiğimiz yılları. Yol bir arayış değil çünkü, bizim için önemli olan varış noktaları değil. Varış noktası, yolculuğun kendisi zaten. İçine düştüğümüz bu ilkel düzenekte, tarihsel seçilime ayak uyduramadık, her disiplinden dayak yedik. Olduğumuz yerde durmaktı, tek yapmamız gereken. Ama hem önceki adımların, bulanık sarhoşluğu, hem de önümüzdeki uzun yolun ayak tabanlarındaki laktik asit birikintisi, kör etti duyularımızı. Gözlerimiz açık, görünüşte ileri bakıyor. Ama hatıraların dehşet verici ayak izleri, zihnimizde dolaşıyor. ''Şimdi'' olmalıydı her şey, şu an yaşamalıydık hayatı. Ama, nefes almaktan başka bir yaşam belirtisi göstermeyen organizmalardan ayrılış saplantısı, bizi amaçlara ve sonuçlara tutsak etti, pragmatik bir popüler kültür fabrikatörünün ellerinde çürüyoruz. Zamanın boynuna dokunuyor, parmak uçlarında geziniyor, ama bu seyahatin doğurgan birikintisini, düşüncelerimizin kasıklarında toplayamıyoruz.(...)
Şimdiye kadar anlattıklarım, tekerlekler üzerinde ilerleyen bir yol hikayesi değildi. Akışkan hayatların bedeninde, hep bir saniye ileri hamle yaparak, zamanı geçme saplantısında olan, organik parçacıkların tasviriydi. Sürünün memelerinden beslenen, ancak dopaminle tatlandırılmış otorite sütünün uyuşturucu etkisini son anda anlamış bireylerin, o memeden kaçmasıyla başladı her şey. Afrodizyakla beslenen bir avuç sperm birikintisi, en azından çarşafta leke bırakabilmek için, tüm güçleriyle kaçtılar, erbezi hapishanelerinden. Ölüme koşan moleküler yavrular, müstehcen bir mitolojinin en güzel kullarıydılar. Adım atıp yola çıktılar. Yol, hem hayatları oldu, hem ölümleri. İkisinin kesiştiği bir yol ayrımında, tercih yapmak, tahta kurularının arasında uyumak kadar zordu. Düşünceleri ölmüş bir bedene sahip olmakla, zihni yaşatan destansı bir ölüm arasındaki tercih, insanın sarılabileceği en büyük isyan bayrağıdır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder