4 Ekim 2015 Pazar

Gölge Cenazesi

Hareketsiz bir gölge yatıyor, sırtını cehenneme vermiş
Göğüs kafesinden sızan ışık güneşe batıyor
Sırtından vurdu tanrı onu, savunması beşeri müdafa
Fazla ışık dişlerini kamaştırmış kana susamışlığın
Tek bıçak sapladı onu bu kaldırımlardan koparmak için
Elinden fırlayan sonuç: ölümü bile kopmadı dünyadan
Melekler gözlerini kıstılar, cennet ağladı utancından
Bağdaş kurdu kansız bir gelinlik iremin ortasında
Utanç yoktu gözlerinde, belki bir pişmanlık damlası
Kasıklarındaki kutsanmış öğretileri yırttı parmakları
Bir elin yıkabileceği en büyük putu evinin altına gömdü
Kanından aksesuar yaptı, fazla çüklü beyefendiler
Gözleri perdelere bakarken uçkurlarının nezaretindeydiler
Kucaklarında koyunla gökten hiçbir şey inmedi
Koyun kanlı kemerdi, tanrı gözlerinden gülümsedi

1 Ekim 2015 Perşembe


Bir adım daha atarsa ayağa düşer bu ölü
Gözleri bir mastürbatörün penis başına dönmüş
Önünde bir tanrı bir bakirenin göğüslerine düşmüş
Fırlatmış mitolojisine, tufan meraklısı günlerine
Bir peygamberin epilepsi nöbetindeki sayıklamaları
Ateşi yükselmiş mabedinin, böğründe namahrem eli
Aslında anasınınki gibidir, son kertede muzdaripdir
Göğsünde kalan cümlelerden kalp krizi geçirmiş
Tarçın ve zencefil kokulu yıllardan kalma,
Sikinin ucunu keşfettiği günlerdeki kitaplar
Aslında avcunda piçe dönen ne ifrazatlar var
Pırasa kokulu dünlerden, hayal dumanı yarınlara
En kral kevaşesidir aslında bu parşömen sokakların
Günler çarşaf hassasıdır, götüne dayanmadan duymaz zamanı
Ereksiyona geçmiş anıların önüne domalmış saatler
Tek bir sik hareketi kalmış güneşin göğe boşalmasına
Rüyasında gömdü eceli, zerre korkmaz pamuktan
Karanlığa alışkın bir sarhoşun kusma nöbetleri kadar
Varlığının bir boka yaramadığını bilecek kadar da yaşamış
Armağan edecek bir bayrak bulamadı hiç bir zaman
Şakaklarından öldürdü bir kızı dudakları
Sarı bantlar yoktu, alnı gerdek bakiresi kırmızısı
Gözlerinden akan kanla beline kemer bağladı
İmitasyon geleneklerin en görkemli kutsayıcısı
Barikat kurmuş boynuna çarpışan kutsal efsaneler
Tek tip gömlek geçirmiş kadife kaplı yıllara
Pek bir serpilmiş gibi, külahından damlayan filinta
Zihni tahayyülünü somurmuş, morluğu banyosunda
Parmak uçlarından alev fışkıran bir kedi gördü rüyasında
Eğri büğrü damarların göt göte verdiği yolda
Amacı kurtulmaktı, imge ziyafeti çekti sonunda
Bir yılan yanaştı yanına çarşafı topladı nehrin yatağına
Hangi kutsal taşa sığacağını bilmiyor sayıklamalarının
Hiçbir peygamber işitmedi ona indirilen ilhamları
Pirinç patlaklı ambalajlardan sıyırdı hatıralarını
Burnu çiçek açmış bir mevsim okyanus kıyılarında
Kaç sahil daha kaldığını bilmiyor sonlarla buluşmasına
Kırık dökük bir derinin altına saklanmış hücreler paslı
Ufuk çizgisi kamaştırıyor dişlerini, yalnızlığın koynunda
Kalın ve damarlı cümlelerden köprü kurarak geçiyor karşıya