29 Kasım 2014 Cumartesi

Hayat, Ölüm, Son Damla, Son Yolculuk

Boşluktan sızan damlaların yarattığı ışık huzmesinin içinde hareket ediyorum. Önüme düşen, hayat arabamın farları, düştüğü yeri yakıyor. Kalbimden sızan damlalar, zihnimi kavuruyor. Loş sokağın içinden Güneş damlıyor. Işığın karanlığa karşı kazandığını sandığı ilüzyonel zaferin mide bulantıları günümü arpaya ve üzüme çalıyor. Sokağın kasıklarından fışkıran her yeni hayat parçacığı, gecemi işgal ediyor, imgelerimin dumanına bulanıyor. Kelimelerimi kana bulayan tütün, üzümü kanını arıyor. Tek gerçek dostum, buruşmuş bir banknot kadar uzak bana. Bankadaki dijital bir rakam sikip attı dostluğumuzu. Bütün duyguların paraya çaldığı yerde, hayatımı ısıtacak alevle yakıyorum, dostumla arama giren banknotu. Sokak lambasının kesik bileğinden akan sarı kan, çakmağımı ve kalan son sigaramı çıkarabilmem için bana yol gösteriyor. Son damla, son sigara, son ateş ve Tanrı'dan çaldığım son gece. Gecenin damarlarına boşalan kanın rengi sarı, ama benim birazdan damarlarımdan boşalacak olan hayat yağmuru, ışığın sarı alevinin deriyi dönüştürdüğü renk kadar kırmızı. Şaraptan kadar koyu bir renkte akacak kan, bedenimden çıktığı her saniye, biraz daha soğutacak bedenimi. Tıpkı şarap gibi, gecenin kasıklarında kaybolan bir piç gibi yalnız bırakacak beni. Geceye yayılan kokum, sarhoş bedenimin hayata yaydığı son yaşam buharı olacak. Siyah gece, son damla hayal kanı, son duman ve benden boşalan son yaşam damlası, hayatın mezarlığında unutulacak, ölümün yeni ölen ünitesinde sonsuz bir yokoluş rüyasına dalacak. Karanlık boşlukta soluyan bir yaşam, karanlık bir boşluktan düşerek yok olacak.

24 Kasım 2014 Pazartesi

Gecenin Yırtmacındaki Sarhoşun Sayıklamaları










''Orospular sızardı gecenin yırtmacından''
Yılmaz Odabaşı


Bir şarkı, bir şiir, bir hikaye, bir resim ve insanı üretmeye sevk eden ne varsa, hepsi akıyor, üstüne oturduğum, içinden alkol ve hayal akan kaldırımlardan. Dibine çökmüş yaşamlar, hayatla ölümün birleştiği anın son kasık darbesinde kasılarak, titreyerek içlerine fışkırttığı, çoğu ölü umut moleküllerinden kurtulmaya çalışıyorlar. Şişenin sonunda da aramıyorlar onu. Zira yeterince şişe bitiren herkes, içinde alkol kalmayan bir şişe, yalnızca bir başkasını almaya sevk eder insanı, umutların ucu fazla kabarıktır. Gecenin demirleri, zihinlerin ucuna batıyor. Bilincini kaybetmiş rüyalar, ölüme uyanıyor. Uykunun, bir ölüm prototipi olduğu bir evrende, hiçbir doktor, hayat kadar kaşarlanamaz. Hiçbir tüccar, hayat kadar piçleşemez. Hiçbir evren, rüya gören bir zihin kadar elektrik üretemez. Hiçbir dünya, insan kadar ölümü öldüremez. Hiçbir gün, yarın kadar umut öldüremez. Hayatın dibindeki son nefes, damarlara değil, hayallere çekilir. Oksijen, gerçeği yaşattığı kadar, hayal öldürür. Zihnin kıyılarına yaklaşan son vapurdan el sallayan ölüm, her saniye biraz daha yaklaştığını işaret eder hayata. Ancak öyle bir iskeledir ki ölümün yanaştığı, yanaşan her vapur, zaten son vapurdur. Rakamların önemsizleştiği bir kıyıdan hayatın serin sularına atlar ölüm. Kendinden kaç sonra gelecek somutlaştırmanın boğulmadan kıyıya ulaşacağını bilemeden. Son nefesini hayatın içine bırakan ölüm, içindeki pislikleri karanlık suya bırakarak çöker dibe ve boşalır hayatın içine.Ölümün ilk nefesi öldürür, son nefesi yaşatır.