12 Eylül 2014 Cuma






Gözlerim havada. Dünya'nın mavi hayal kanvasına bakakaldığım sırada, kalbimin göğüs kafesime uyguladığı basınç, hislerin başkaldırması gibiydi. Kalbim bıkmıştı artık. Sadece hissetmek ve hayal etmekten bıkmıştı. Kelimelerle gerçekleşmekten bıkmıştı. Kağıt üzerinde yaşamaktan.

Cümleler kaynaklarına ihanet etti. Dünya, düşüncelerime yeniden tecavüz etti. Yağan yağmur bunun kanıtı gibiydi. Dünya boşalıyordu üstüme. Toprağa boşaldığında, ana sıfatını ne kadar hak ettirdiğini gördüm, ancak benim üstüme düşen tohumları ölü doğum girişimiydi. 

İlk kez bu sokaklarda öpüştüm, ilk kez bu sokaklarda hayal kurdum. Ama ilk kez bu sokaklarda ölmedi hayallerim. Bu sokaklar, dünyanın kerhanesi gibi. Hayatın orospu ettiği bedenlerimiz, hayaller karşılığında kendini dünyaya satıyor. Bu pazarlığın dışındayız ne yazık ki. Pezevenk hayat, hayal denen renksiz haplarla tutsak etmiş bizi bu kaldırımlara. Kaldırımın üstüne bırakılan buruşmuş banknot.

Sokaklarda gezinen bir hayaletim. Şehrin atık suyunun aktığı bir mazgalım, yol üzerinde. Ruhumun deliklerinden akan sular, kalbimin duvarlarını dövüyor. Ruhunu sokaklara satmış bir fahişeyim, bira, kusmuk ve çaresizlik kokan sokakların üzerinde. Şarap parasını çıkarmak için çalıştığım günlerde kaldı, hayatı anlama çabaları. Tasvir etmeye çalıştığım dalgalar, cümle kurmamı beklemeden içine aldı beni, siyah bir noktayım uçsuz bucaksız maviliğin içinde. Gökyüzü kadar mavi sonsuzluğun üstünde, karamsarlığın siyah bir noktasıyım. Güneş almayan bir yeraltı dehlizinde, karanlık hücremin duvarlarına gökyüzü çizerek hayal mastürbasyonu yapıyorum. 

Geriye ne kaldıysa güzel günlerden
Üzerine sifon çektik
Güneşli günler görmeyeceğiz üstad,
Kaldırımın üzerindeki hayalden ceset
İmgeler içinde yerde yatan bizdik

2 Eylül 2014 Salı




İmgenin kolayına kaçanlar yüzünden bu haldeyiz
Şiiri ucuz işçilik üzerine inşa edenler yüzünden
Sevgiyi ete tapınmak zannedenler yüzünden 
Duyguları bıçaklayanlar yüzünden bu haldeyiz
Kalplerimizden kan akıyor
Toprakta filizleniyor kan
Umutlarımız kan oluyor, nefretlerimiz kan kokuyor
Sevdamız kapkara, gökyüzü beyaza kesmiş
Yağmur var...




Perdeyi çekerlerse Güneş'in yok olacağını sanıyorlar. Gözlerimizi bağlamakla, gerçekleri görmemize engel olacaklarını sanıyorlar. Dört duvar arasına sıkıştırırlarsa, zihinleri tutsak edebileceklerini sanıyorlar. Fikirleri ortaya atan bedenleri yaşamdan alıkoymakla, fikirleri yok edebileceklerini sanıyorlar. Kitapları yakmakla düşünmeyi unutturabileceklerini sanıyorlar. Ne yazık, yanılıyorlar!

Zindandaki hücresinin duvarına gökyüzünü resmeden tutsaktan öğrendik, vücudumuz tutsak olsa da, zihnimizin sınırlarının evren kadar geniş ve sınırsız olduğunu. Umudu ondan öğrendik. Kanatlar kırılsa da uçmayı, gözler bağlansa da görmeye engel olunamayacağını. Gerçekleri karartmak hiçbir zaman olmadı ve hiçbir zaman da olmayacak.

''Duvardaki herhangi bir tuğla'' olmayacağız, o duvarı yıkacağız!